13 Mayıs 2026, 10:12:09
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 22°C
Parçalı Bulutlu
İstanbul
22°C
Parçalı Bulutlu
Per 16°C
Cum 20°C
Cts 24°C
Paz 23°C

Sahurda Zamana Karşı Yarı Uykulu Direniş

25 Şubat 2026 23:57
A+
A-

Gece 03.47’de Mutfakta Başlayan Medeniyet Sınavı

Ramazan geldi mi, evlerde bir telaş, sokaklarda bir sessizlik, mutfaklarda ise hafif ve tatlı bir panik başlar. Çünkü ortada cevaplanması acil, büyük bir soru vardır: “Bu gece sahura ne yapıyoruz?” 

İşte sahur sofraları tam da bu sorunun etrafında şekillenen, yarı uykulu bir medeniyet projesidir.

Sahur, teknik olarak gece yenen bir yemek olsa da psikolojik olarak dört ayrı ruh halinin savaştığı sıralanabilir:

  1. “Hafif yiyelim, mideyi yormayalım.”
  2. “Nasıl olsa bütün gün açız, yüklen!”
  3. “Ben bir çorbayla geçiştiririm.” (En az güvenileni budur.)
  4. “Süte yulaf karıştırıp biraz da hurma ekledim mi, bitti gitti.” (Ertesi gün oruca niyetlenmeyecek ama bunu henüz açıklamıyor.)

Saat 03.47. 

Alarm çalar. 

Ev halkı ikiye ayrılır:

Birinci grup, askeri disiplinle kalkar. Yüzünü yıkar, çayı ocağa koyar, yumurtayı haşlar. Veyahut sahurda her ne yenilecekse onun hazırlığına kollarını sıvayıp girişir.

İkinci grup ise mutfaktan gelen “çıt” sesini duyup “Tamam kalkıyorum…” diyerek 12 dakika daha pazarlık yapar. Onuncu kez çağrıldığında bile yüzü hep asık ve gözleri kapalı bir şekilde sofrada zar zor yerini alır, bîzahmet. Sanki uykusu olan tek kişi dünyada oymuş gibi…

İmsak’a Üç Dakika Kala Su Bardağıyla Zamana Karşı Yarış

Sahur sofralarının demirbaşı yumurtadır. Haşlanmış, menemen olmuş, omlet olmuş… Yumurta, Ramazan ayında adeta bir kamu görevlisi ciddiyetiyle çalışır. Yanında peynir, zeytin ve mutlaka “Bu tuzlu, susatır” uyarısı eşliğinde konulan bir şeyler vardır. Ama en çok konuşulan hep sudur. Bardak bardak su içilir. Sanki gün içinde oruç değil de çölde nöbet tutulacakmış gibi bir hazırlık yapılır.

Bir de sahurun mutlaka romantik bir planını yapanı vardır:

“Bu gece hafif bir kahvaltı yapalım.”

Bu cümle genelde sucuklu yumurta, börek ve tatlı eşliğinde son bulur.

Televizyon açıksa, bir köşede eski Ramazan programlarının nostaljisi döner. İnsanın aklına ister istemez Bekir Develi’nin sokak röportajları ya da Nihat Hatipoğlu’nun sahur sohbetleri gelir. O sakin ses tonuyla anlatılan hikâyeler eşliğinde üçüncü bardak çay içilirken, bir yandan da “İmsak kaçta?” sorusu her beş dakikada bir sorulur.

İmsak’a son üç dakika kala sofrada hafif bir panik başlar.
“Su içtin mi?”
“Diş fırçalayacak mısın?”
“Telefonun saatine mi güveniyoruz?”

En kritik son saniyeler… Ezanla birlikte herkes bir anda ciddi bir disipline bürünür. Az önce sofrada kahkaha atan insanlar, bir anda “Tamam, bitti” ciddiyetine geçer. Bardaklar bırakılır, niyetler edilir, ışıklar kapanır. Sonra yatak. 

Ama o da ne? Mide, az önceki kahramanlığın faturasını kesmeye başlar. Çünkü “Hafif yiyelim” diyen iç ses, sucuklu yumurtaya yenik düşmüştür.

Sahur sofraları biraz uykusuzluk, biraz aile içi dayanışma, biraz da “Bir daha bu kadar yemeyeceğim” veya “Keşke bir bardak daha su içseydim” pişmanlığıdır. Ama en çok da aynı masada, aynı saate karşı birlikte durma hâlidir. Geceyle yapılan küçük bir anlaşma gibi…

Her gece aynı soru, iftardan hemen sonra aynı ciddiyetle geri gelir:

“Yarın sahura ne yapıyoruz?”

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.