Cumhuriyet Bayramı Manşetleri: 1933, 1943 ve 1953 Yıllarında Basının Gözünden
Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde 1933’te gerçekleştirilen Cumhuriyetin 10. yıl kutlamalarından, II. Dünya Savaşı yıllarındaki tarafsız Türkiye’nin 20. yıl kutlamalarına ve Demokrat Parti hükümetinin Cumhuriyetin 30. yıl dönümü etkinliklerine kadar uzanan bu süreçte, dönemin gazetelerinin manşetlerinde yer alan önemli gelişmelere bir bakış.

Cumhuriyetin ilanından sonraki yıllarda, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve ekonomik dönüşümleri, dönemin gazetelerinde yer alan manşetlerle şekillendi. 1933’teki 10. yıl kutlamalarından II. Dünya Savaşı yıllarında tarafsızlık dönemine ve Demokrat Parti iktidarının Cumhuriyet’in 30. yıl etkinliklerine kadar uzanan bu süreç, ulusun direncini ve gelişimini yansıtan önemli anlar sundu.
1933
Cumhuriyet’in 10. yıl kutlamaları, Türkiye’nin ulusal ve uluslararası düzeydeki atılımlarını duyurmak için önemli bir fırsat sundu. Bu etkinliklerde, Türkiye-Sovyetler Birliği ilişkileri de dikkat çeken bir konu oldu.
Yunus Nadi’nin yönettiği Cumhuriyet Gazetesi, kutlamalar için gelen Sovyet heyetini günler öncesinden takip etmeye başladı. 27 Ekim 1933 tarihli manşetinde “Aziz Misafirlerimiz Geldiler” başlığıyla, Kızılordu süvari müfettişi Budiyenni Yoldaş, Maarif Komiser muavini Krijanovski Yoldaş ve Sovyet Harbiye Komiseri Voroşilof Yoldaş’ın İstanbul’da coşkuyla karşılandığını duyurdu.

Cumhuriyet’in başyazarı Yunus Nadi, “Çok kıymetli Rus misafirlerimiz” başlıklı yazısında Türkiye-Sovyetler Birliği dostluğunun geçmişine, bugüne ve geleceğine vurgu yaptı. İki ülkenin karşılaştığı zorlukları aşma konusundaki azmini dile getirdi.
Akşam Gazetesi ise, 29 Ekim 1933 tarihli özel sayısında Gazi Mustafa Kemal’e atıfta bulunan önemli mesajlar sundu. Başyazar Necmettin Sadak, “Cumhuriyetin onuncu yılı” başlıklı yazısında, Cumhuriyet’in bir millet devriminin sonucu olarak doğduğunu ve bu sürecin Anadolu’daki direnişle desteklendiğini ifade etti.

Her iki gazete de Sevr ve Lozan antlaşmaları arasındaki farkları vurgulayarak dikkat çekti. Cumhuriyet, “Sevr ölüm, Lozan hayattır!” derken, Akşam ise “Sevr’den Lozan’a esarette istiklale…” başlığıyla Türk milletinin bağımsızlık mücadelesinin önemini ön plana çıkardı. Bu manşetler, Cumhuriyet’in ilanıyla elde edilen başarıların ve Türkiye’nin yeni yöneliminin sembolü haline geldi.

1943
II. Dünya Savaşı yılları içerisinde, 1939’da başlayan savaşta Müttefik güçlerinin Nazi Almanyası ve İtalya’ya karşı taarruza geçmesiyle durum değişmeye başlıyor. Bu süreçte, savaşta tarafsız kalan Türkiye’de Cumhuriyet’in 20. yıldönümü kutlamalarında “sulh” teması öne çıkıyor.

Gazetelerin manşetlerinde sıkça “Ebedi Şef” Mustafa Kemal ile “Milli Şef” İsmet İnönü’nün portreleri yer alıyor. Akşam Gazetesi, 29 Ekim 1943 tarihli sayısında “Cumhuriyet, Türkiye için sulh ve sükûn, refah ve umran devri” başlığıyla çıkıyor. Gazetenin başyazarı Necmettin Sadak, Cumhuriyet’in temel felsefesinin “Yurtta sulh, cihanda sulh” olduğunu vurgulayarak, “Cumhuriyet, yurt içinde sulhu korumayı başardı. Eğer Cumhuriyet rejimi, 20 yıl boyunca lehine bir şey yapmamış olsaydı bile, dünyayı etkisi altına alan savaş ateşi ortasında, bu topraklarda dört yıl boyunca harbin dışında kalmak, tarih ve millet nezdinde takdirle anılmasına yeterdi” diyor.

Ulus Gazetesi ise, “20’nci Cumhuriyet yıldönümü şenlikleri dünden itibaren ülke genelinde başladı” manşetiyle, başyazar Falih Rıfkı Atay’ın savaş dışında kalmanın mimarı olarak İnönü’yü öne çıkardığı bir yazı yayımlıyor. Atay, “Yeni Türkiye’nin samimi bir barışçı olduğu kadar hakkına ve toprağına asla dokundurmayacak, kararlı ve şerefli bir devlet olduğuna dünya inanıyor. Bu politika, ikinci dünya savaşının dört yılını savaş dışında geçirmemizi sağladı” şeklinde ifade ediyor. Ayrıca, Türk vatandaşlarının İnönü etrafında kenetlenmelerinin önemine vurgu yaparak, “Onun etrafında bir arada kaldıkça neler kazanacağımızı biliyoruz” diyor.

1953
Türkiye Cumhuriyeti, 1946 yılında çok partili sisteme geçiş yaparken, 1947’de Soğuk Savaş döneminde komünizm tehdidine karşı Batı yanlısı bir politika benimseyerek tarafsızlık konumunu terk etti. 14 Mayıs 1950 tarihinde ise 27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidarı sona erdi ve Demokrat Parti yönetimi başladı.

Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes önderliğindeki 1950’li yıllar, Türkiye’nin siyasi, askeri ve ekonomik alanlarda Batı ile daha fazla bağımlılık geliştirdiği bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye’nin Kore Savaşı’na katılımı, NATO’ya üyeliğin önünü açtı. Zafer Gazetesi’nin 29 Ekim 1953 tarihli sayısında, Mustafa Kemal Atatürk’e atıfta bulunularak, “Siyasi ve askeri zaferlerin iktisadi başarılarla desteklenmesi gerektiği” vurgulanıyor.

Bu bağlamda, gazetenin başyazarı Mümtaz Faik Fenik, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde demokrasinin tam anlamıyla hayata geçmediğini savunarak, Atatürk’ün ölümünden sonra “millet iradesinin üzerini kapatma girişimleri” olduğunu ifade ediyor. Fenik, Türk milletinin kendisine uygun olan idare biçimini benimseme kararlılığının altını çiziyor ve bu mücadelenin engellenmeye çalışıldığını belirtiyor.
Cumhuriyet Gazetesi ise 29 Ekim 1953 tarihli sayısında, 30. yıl kutlamalarının bir gün öncesinde başladığını ve NATO Avrupa Başkomutanı Alfred M. Gruenther’in Türkiye ziyaretinde bulunduğunu aktarıyor. Yazar Hasan Ali Yücel, “Cumhuriyet ne kişisel bir yönetim ne de bir grup egemenliğidir” diyerek, Cumhuriyet’in toplumsal eşitliği sağlama çabasını vurguluyor.

General Gruenther’in Türkiye ziyareti, sadece Cumhuriyet’in 30. yıl kutlamalarıyla sınırlı kalmıyor. Zafer Gazetesi, 31 Ekim 1953 tarihli sayısında, İzmir’deki NATO karargahını ziyaret eden General Gruenther’in, “Türk milletinin askeriyle gurur duyması gerektiği” sözünü öne çıkarıyor. Cumhuriyet Gazetesi ise Gruenther’in Türkiye için verdiği önemli mesajı, “NATO uçaklarının gerektiğinde atom bombası taşıyabilecek şekilde donatılacağı” şeklinde manşet yapıyor.
