İngiliz gizli belgeleri: 1923 Ekim’inde Türkiye Cumhuriyeti’nin doğuşu
İngiltere’nin İstanbul’daki yüksek komiseri Nevile Henderson, Türkiye’deki hükümet krizinin sona ermesinin ardından Cumhuriyet’in ilanını duyurarak, “Türk halkı bu sabah bir Cumhuriyet’e uyandı, ilk Cumhurbaşkanları da Gazi Mustafa Kemal oldu” şeklinde açıklama yaptı. Bu önemli gelişme, ülkenin siyasi tarihindeki yeni bir dönüm noktasını işaret ediyor.

İngiltere’nin İstanbul’daki Yüksek Komiseri Nevile Henderson, Türklerin Galata Köprüsü’ndeki gişelerin kontrolünü ele geçirdiğini belirterek, bu gelişmenin Osmanlı borçlarının tahsilatı için kurulan Düyun-u Umumiye’nin de Türklerin eline geçebileceği anlamına gelebileceğini ifade etti. Henderson, Türklerin Müttefik işgalinin sona ermesinin ardından dünyaya kendi topraklarının sahibi olduklarını ve İstanbul’un sadece Türklere ait olduğunu kanıtlamak istediklerini söyledi. İşgal güçlerinin geri çekilmesinden sonraki süreci “Şovenizm had safhada, her şeyi Türkleştiriyorlar” sözleriyle değerlendirdi.
CUMHURİYET
İngiltere Dışişleri Bakanlığı’nın 1923 tarihli yıllık raporunda ise, o dönemde bir Türk gazetecisinin “Ya Avrupalı milletler gibi medeni bir devlet olacağız ya da Afganistan gibi kalacağız. Arasında bir şey yok” ifadesine yer veriliyor. İstanbul’daki işgal güçlerinin komutanı Korgeneral Sir Charles H. Harington, 20 Ekim 1923’te İngiltere Savaş Bakanlığı’na yazdığı mektupta, Türk ordusunun İstanbul’a yönelik hedefinin yalnızca bu şehir kaldığını vurgulayarak bu durumdan kaygı duyduklarını aktardı.

Harington, 1922’ye dair anılarını şöyle aktardı: “Mudanya Ateşkesi’ni müzakere ederken, General Refet Paşa, Sultan’ın hükümetinin devrildiğini ve TBMM Hükümeti’nin İstanbul’un yönetimini devralacağını söyledi. Bu bir devrimdi ve TBMM hükümeti işgali tanımıyordu. Türk ordusunun İstanbul’u kuşatması halinde, mevcut birliklerle savunmanın mümkün olmayacağını Müttefiklerin Yüksek Komiserlerine bildirdim.” İşgal güçlerinin İstanbul’dan ayrılması, ardından Ankara’nın başkent olması, Cumhuriyet’in ilanına giden sürecin önemli aşamalarındandı.
Mustafa Kemal, Cumhuriyet’i ilan etmek istiyordu fakat Cumhuriyet rejimine karşı olanlar ve bu değişikliğin bir anayasa ile gerçekleşmesi gerektiğini düşünenler vardı. Tarihçi Doç. Dr. Ahmet Kuyaş, 2. TBMM’de Cumhuriyet’in ilan edildiği gün sadece 158 milletvekilinin bulunduğunu ve bunun bir anayasa değişikliği değil, basit bir kanun değişikliği olduğunu belirtti.
Kuyaş, Mustafa Kemal Paşa’nın saltanatın kaldırılması önerisinin kabul edilmesi için stratejik bir yaklaşım sergilediğini ifade ediyor. 20 Temmuz ile İzmir’in kurtarılması arasında Mustafa Kemal’in “Arkadaşlar, saltanatı kaldıralım ama Halife anayasal yetkisi olmayan bir devlet başkanı olsun. Meclis, Halife’yi sembolik olarak başkan seçsin” dediğini kaydediyor. Bu isimlerin, 1 Kasım 1922’de neden saltanatın kaldırılmasının faydalı olduğuna dair konuşmalar yaptığını ekliyor.
Kuyaş, barış sonrası yeni bir anayasa yapılmasını ve bu anayasanın Halife’nin sembolik devlet başkanı olduğu bir sistem öngörmesini beklediklerini dile getiriyor, ancak bu anayasanın hiçbir zaman yapılmayacağını vurguluyor. Mustafa Kemal Paşa’nın Cumhuriyet’i ilan ettikten sonra hilafeti de kaldıracağını ve ardından Meclis’e yeni bir anayasa yapılması çağrısında bulunacağını ifade ediyor.
Henderson, 23 Ekim’de Londra’ya yazdığı bilgi notunda, Cumhuriyet’in kurulması ve Kemal’in otokratik bir liderlik arayışının ancak askeri bir diktatörlük ile mümkün olabileceğini düşündüğünü belirtiyor. Anayasa ile ilgili büyük görüş ayrılıkları olduğunu ve Cumhurbaşkanına Meclis’i feshetme yetkisi verilmesine dair bir teklifin bir oy farkla kabul edildiğini aktarıyor. Dr. Daniel-Joseph MacArthur-Seal, İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı ile savaşırken geniş bir istihbarat ağı kurduğunu belirtiyor. İngiliz belgelerine göre, Meclis’te anayasa konusundaki anlaşmazlık sonrası Kabine 27 Ekim’de istifa ediyor.
Henderson, Ankara’daki hükümet krizinin Cumhuriyet’in ilanı ve Kemal’in Cumhurbaşkanı olması ile çözüleceğini düşündüğünü kaydediyor. 29 Ekim’de Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte, Henderson bu süreci Londra’ya detaylı bir şekilde raporluyor. “Türk halkı bu sabah bir Cumhuriyet’e uyandı. İlk Cumhurbaşkanları da Gazi Mustafa Kemal oldu” diyor.

Henderson, hükümetin uzun süre Meclis desteğini kaybettiğini ve bakanların sert eleştirilere maruz kaldığını aktarıyor. Anayasa konusundaki tartışmaların ülkenin bölünmesi riskini doğurduğunu belirtiyor. 24 Ekim’de Meclis İkinci Başkanı Ali Fuad Paşa istifa ederken, Fethi Bey de İçişleri Bakanlığı’ndan istifa etti.
Prof. Sevtap Demirci, Mustafa Kemal’in 25 Ekim 1923’te hükümet üyelerini Çankaya’ya çağırdığını ve “Madem bu şekilde götüremiyorsunuz, o zaman istifa edersiniz” dediğini ifade ediyor. İki gün sonra hükümet istifa eder ve bu durum yeni bir krize neden olur.
Belgelerine göre, bu süreçte kabine üyeleri yerlerine seçilemediği için hükümet istifa eder. Henderson, bunun ardından yeni Bakanlar Kurulu’nun 29 Ekim’de seçileceğini bildiriyor. Halk Partisi’nin 28 Ekim’de yapılacak toplantısında kabine üyelikleri ve Meclis İkinci Başkanlığı için aday önerileri tartışılıyor.
Ancak adayların ya oybirliğiyle seçilemeyecek kişiler olduğu ya da bu görevleri istemedikleri anlaşılınca, sorun Mustafa Kemal’in arabuluculuğunda çözülmeye karar veriliyor. Henderson, bu sürecin önceden tasarlandığından şüphe duymadığını ifade ediyor.
Mustafa Kemal’in Cumhuriyet’in ilan edilmesine yönelik önerisinin kabul edilmesiyle, 158 milletvekilinin oyuyla ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildiği belirtiliyor. Prof. Sevtap Demirci, Mustafa Kemal’in 28 Ekim’de önemli isimlerle yaptığı toplantıda “Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” dediğini ve herkesin bu durumu kabul ettiğini ifade ediyor.
Tarihçi Ahmet Kuyaş, İngiliz yüksek komiserinin bu krizin planlı olduğuna dair gözleminin doğru olabileceğini dile getiriyor. Fethi Bey’in İçişleri Bakanlığı’ndan istifa etmesiyle Meclis’te bir İçişleri Bakanı seçilemediğini aktarıyor.

Henderson, “Böylesine önemli bir anayasal değişiklik çok az tartışılarak, vekillerin üçte ikisinden azının katıldığı bir oturumda kabul edildi” diyerek, Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verilmesine anlamına geldiğini belirtiyor. İki gün sonra, Mustafa Kemal’in atadığı Başbakan İsmet, kabinesini kurmayı başarıyor.
Ahmet Kuyaş, Mustafa Kemal’in bu şekilde destek görmesinin nedeninin, Balkan Savaşı ve Birinci Dünya Savaşı’ndaki ağır yenilgiler sonrası toplumsal bir atılım beklentisi olduğunu vurguluyor. Kuyaş, “Cumhuriyet’in ilanı istemeyenlerin Meclis’e gelmeyeceği” ifadesini de ekliyor. Henderson, Ankara’daki gelişmelerin ardından İstanbul basınında eleştirilerin yükseldiğini aktararak, muhalif basının durumu “piyes” olarak nitelendirdiğini belirtiyor.

İngiltere Dışişleri Bakanlığı, 1924 yılındaki Türkiye raporunda Cumhuriyet’in ilanını değerlendirirken, “Bu karar, Anadolu’daki demokratik yönetimden, Osmanlı İmparatorluğu’nun son günlerini anımsatan bir anayasal sisteme dönüş anlamına geliyordu” diyor. Bakanlık, Türklerin İngiltere’ye karşı tutumunu öfke, korku, saygı ve şüphe karışımı olarak tanımlıyor, ancak 1923’ün başlarında bu karışımın öfke boyutunun azaldığını ifade ediyor.